15 Aralık 2008 Pazartesi

şarkılarda yaşar aşkların en divanesi..


yüzünde hüzünbaz bir sevinç vardı

ve gözlerinde kahverengi bir hece

-aşk-

şeffaf bir matem olmuş

süzülüyordu yanaklarından

ayrılığın ezgisi

yüreğimle sildim

sen görmedin

sen sustun bütün şarkılarını

ben hep dinledim





"Hayat, biz gelecek hakkında planlar yaparken başımıza gelenlerdir"



Dalgın bir anına denk getirip, kaderi kandırabileceğim hissine kapılıyorum bazen. Kuyruğunu, tutabileceğine dair sarsılmaz bir inançla kovalayıp duran küçük kedi yavruları vardır ya hani.. Kovaladığım, bazen çok yaklaştığım, ama asla tutamadığım birşey var.


Henüz küçük yaşlardayken keşfettiğim ve hala sürdürdüğüm bir oyunu oynuyorum. İçinde bulunduğum ana uygun bir şarkı sözü yakalamak. Esasında, şarkılar mı hayattan çıkıyor, yoksa hayat mı şarkılardan?.. Bu paradoksu çözmesi zor.. Arayıp bulduklarım değil onlar.. Gelip beni bulan şarkılar..

Gülünce dudakların

Bir kırmızı güle benzerdi

Ben dudaklarını

Sense gülleri severdin


Benimkisi daha ziyade "iki şarkı arası yaşamak" gibi bir şey aslında.. Hayatı şarkı sözlerinde, melodilerde adımlamak.. Do diyezlerde, re bemollerde hayatın matematiksel ritmine dokunmak.. 8-4-2-1 vuruşluk tellerde parmakların kendi yolunu bulması.. Sesler.. Orada öylece durup, keşfedilmeyi, bir melodiye dönüştürülmeyi bekleyen saklı bir dünya..


Ritm.. Müzik.. Dans.. Aşk!


ve tango..



Seni sevmem de haksız

Sevdim demem de haksız

Fakat ne çok insafsız simsiyah bakışların

Bir ılık gece gibi simsiyah bakışların

Aşk dolu rüya gibi simsiyah bakışların

O ne bakışlar öyle

Taş mı olsaydım söyle

Beni çıldırtan böyle simsiyah bakışların

Deli ettin beni sen

Senin oldum artık ben

Bayram etsin o gülen simsiyah bakışların



Bazen de hiç bilmediğin, hiç duymadığın bir dilde söylenen yanık bir ezgi, seni alıp başka diyarlara götürür. O toprakların acılarını, sevdalarını, kayıplarını haykırır sana.. Notalar ağlar mı?.. Ağlayabilir, seni de ortak ederek gözyaşlarına..

"Sa o Roma, babo babo, Eeee...

Erdelezi, Erdelezi.

Sa o Roma Daje"


Çocukluğunun hıdırellezlerine gidersin birden. Başka bir coğrafyada, "erdelezi" olmuş senin hıdırellezin.. ve bir genç kızın ağıdında özlemle dolar için.. Ezgiler, dünyanın neresine giderse gitsin, hiç değişmeyecek şeyler olduğunu öğretir insan için..



"Gelsin hayat bildiği gibi gelsin,

İşimiz bu.. yaşamak..

Unuttum bildiğimi doğarken,

Umudum ölmeden hatırlamak "



Ölmeden önce hatırlanacak ne çok şey var. Zaman bu aralar daha bi hızlı geçiyor sanki.. Hayat hep bildiği gibi gelirken, unutturuyor doğarken bildiklerimizi.. Yaşayamadıklarımız, yaşadıklarımızı aşıyor, dünya oyalarken bizi..

1 yorum:

atesinsesi dedi ki...

"kollarının haçına, ruhunun toprağına" doyduğumda içimde çağlayan o ırmağın denize döküldüğünü düşünürdüm, oysa uzak, çok uzaktı yıldızlar.