3 Aralık 2008 Çarşamba

rıhtım


sen
rüzgara kapılarını sımsıkı kapayan
benliğini dikenli tellerle koruyan
dünle bugünü kurban edip yarına
kopardığı takvim yapraklarının ardına
incecik hesaplar yapan sen
öyle çok, öyle kalabalıksın ki..
sesim nasıl ulaşsın sana?
varlığından hayli uzaklara düşmüşüm
milim kalsa susar yangının yankısı
hem biliyor musun ki,
ben
esmeyi özlüyorum en savruk tarafımla
deli gömleğine geçirirken herkesi hayat
yarınımdan geçtim amma
ölümü düşlüyorum bazen
kopan yerlerine bir bir
pansuman yapıyorum takvimlerin
en ağır bilançosu çıkıyor dünümün:
isimsizliğinin hanesine yazılı anlar
ve en ince hesabı ömrümün:
yazar olsa şu gariban parmaklar
'bu hayattan kaç sayfalık roman çıkar?'
....
şu med-cezir akşamında yapayangınım
zamansızlığa tutunmuşum
gözlerim hala gidişinin ufkunda
dirhem dirhem kayboluşunu seyrediyorum
payıma düşen yüzün de olsa hüzün de
paydası sensin ya işte
ve eğer gittiğin özgürlükse bir de
bil ki artık üzülmüyorum

2 yorum:

atesinsesi dedi ki...

gözlerine altın paralar konmuş bir ölüdür tarih,
sıcacık hayatların çürüten çilesinde.
böyle apansız bir akşam üzeri içimizde açan karanlık çiçekleri
başeğmez bir yastır sevgiliye kimbilir.

iskele sancak
yelkenler fora
sevgiyle..


t.kurt

paradoks dedi ki...

çok güzeldi.. gönlünüze sağlık..
***
vira vira dalgalansın dünya :)